بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Kur`an – Dini Fİilmler – Belgeseller – İlahiler

4 BÜYÜK HALİFE

Posted by Site - Yönetici Mart 26, 2008

Hz.Ebubekir  r.a (Belgesel)

Hz.Ömer  r.a (Belgesel)

Hazreti Osman r.a (Belgesel)

Hz.Ali r.a (Belgesel)

7 Yanıt to “4 BÜYÜK HALİFE”

  1. şeyhmus said

    selamün aleyküm size günderdiğim mesajı dikkate alırsanız sevinirim tşk.

  2. bekir said

    yapandan allah razı olsun

  3. ALALH HEPSINDEN RAZI OLSUN…..
    SITE SAHIPLERI ALLAH SIZLERDENDE RAZI OLSUN GUZEL BIR SITE VE COK FAYDALI

  4. kutbettin said

    ne güzel bir işpamışsınız alah sizden razı olsun herkesten razı olsun alah birdır alaha imanedelim alah her kesi şeytandan korusun ne güzel islam peygamberefendimiz (s v s)yolunda gitmek selam olsun islam alemine:):):):):)

  5. HAKAN said

    HZ.Ebü Bekir adina yayillanan kilipte bas edilen ilk müslüman erkek nasil oluyor hic videoya baktinizmi

    Hz. Ebû Bekir Müslümanların Safında

    Hazret-i Ebû Bekir, eskiden beri Resûl-i Ekrem Efendimizin en yakın dostlarından biri idi. Samimi görüşür ve konuşurlardı.

    Onda da göze çarpan en mühim vasıf; Cahiliyye Devrinin çirkin âdetleri, kötü ahlâk ve yaşayışlarıyla fıtratını bozmamış olması, ruh, kalb ve aklını şirk inancı ile kirletmemiş bulunmasıydı. Tanınmış bir tüccardı. Kavminin ileri gelenleri her zaman fikrinden istifade ederlerdi. Kureyş�in kan davalarını halleden de oydu. Bir diğer mühim vasfı da; Kureyş âilelerinin soy soplarını, nesep şecerelerini, iyilik ve kötülüklerini gayet iyi bilmesi idi.

    Resûlullah Efendimiz, henüz açıktan dâvete başlamamıştı. Fakat yine de dâvâsı kulaktan kulağa yayılmış ve Kureyş ileri gelenleri tarafından duyulmuştu.

    Hz. Ebû Bekir, Yemen tarafına yaptığı bir seyahetten henüz dönmüştü. Başta Ebû Cehil, Ukbe bin Ebi Muayt ve bazı Kureyş ileri gelenleri kendisine �Hoş geldin� demek için evine vardılar.

    Hz. Ebû Bekir, �Ben Mekke�de yokken neler olup bitti? Önemli bir haber var mı?� diye sordu.

    �Ey Ebû Bekir� dediler. �Büyük iş var! Ebû Talib�in yetimi Muhammed, peygamberlik iddiasına kalkıştı. Biz de senin Yemen�den dönüşüne kadar beklemeyi uygun bulduk. Artık, sen o dostuna git, ne edeceksen et.�

    Hz. Ebû Bekir, derhal Fahr-i Kâinatın evine vardı:

    �Yâ Ebe�l-Kasım! Peygamberlik iddiasında bulunduğun, kavminden ayrıldığın ve atalarının dinini kötüleyip, inkâr ettiğin doğru mu?� diye sordu.

    Resûl-i Zişan Efendimiz, küçük yaşlarından beri beraber oldukları Hz. Ebû Bekir�in bu sözlerine önce tebessüm buyurdu. Sonra da, �Yâ Ebâ Bekir! Ben sana ve bütün insanlara gönderilmiş Allah�ın Resûlüyüm. İnsanları bir tek olan Allah�a dâvet ediyorum. Sen de şehâdet getir� dedi.

    Hz. Ebû Bekir�in akıl ve gönül âleminde bir anda şimşekler çaktı. Bu sözleri, küçük yaşından beri çok iyi tanıdığı, zâtını candan seven ve sayan ve o âna kadar mübârek dudaklarından hilâf-ı hakikat tek bir söz işitmeyen Muhammedü�l Emînden (a.s.m) duyuyordu. Hiçbir tereddüt emâresi göstermeden derhal kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.1

    İslâma davet karşısında en ufak bir tereddüt göstermeyişini Resûlullah Efendimiz onun için bir fazilet sayarak şöyle buyurmuştur:

    �Ebû Bekir�den başka imâna davet ettiğim herkes bir duraklama, bir tereddüt, bir şaşkınlık geçirdi. Fakat o, kendisine İslâmı anlattığım zaman ne durakladı ve ne de tereddüt etti.�2

    Resûl-i Ekrem Efendimizi, bu itibarlı dostunun Müslüman olması fazlasıyla sevindirdi. Hz. Âişe Validemizden gelen bu husustaki rivâyet şöyle:

    �Nebiyy-i Ekremi iki dağ aralığında, Hz. Ebû Bekir�in Müslüman olmasından daha çok sevindiren bir başka hâdise olmamıştır.�

    İslâmla şereflenen Hz. Ebû Bekir�in daha evvel gördüğü bir rü�yâsı da böylece gerçekleşmiş oldu: Rüyasında bir ayın Mekke�ye indiğini, sonra bölünerek şehrin evlerine dağıldığını, sonra da toplanıp kendi evine girdiğini görmüştü.

    Bu rüyâsını o zaman ehl-i kitaptan bazı âlimlere anlatmıştı. Onlar, gelmesi beklenen paygamberin pek yakında Mekke�den çıkacağını, kendisinin de ona uyup bahtiyarlar arasında yer alacağını söylemişlerdi.1

    Hazret-i Ebû Bekir, Müslümanlığını izhâr etmekten de çekinmedi.

    Müslüman olması Kureyş arasında büyük bir yankı uyandırdı. Çünkü o, Kureyş içinde itibarlı, sağlam, güvenilir, sözünde sâdık biri idi. Sevimliliği ve yumuşak huyluluğu da onu kavmine sevdirmişti.

    Hazret-i Ebû Bekir, Müslüman olan hür erkeklerin ilk halkasını temsil ediyordu. Onun Müslüman olmasıyla, îmân halkası biraz daha genişledi, yollar biraz daha açıldı ve müstakîm caddede yürüyen bahtiyarlar daha da arttı. Onun vasıtasıyla Müslüman olan Hz. Bilâl-i Habeşî ile, îmân ve İslâm nîmetine erişen ve her biri âdetâ bir sınıfın temsilcisi durumunda bulunan ilk Müslümanlar şunlar oldu: Kadınlardan, Hazret-i Hatice, çocuklardan Hazret-i Ali, hür erkeklerden Hazret-i Ebû Bekir, azadlı kölelerden Hazret-i Zeyd bin Hârise, kölelerden Hazret-i Bilâl-i Habeşî (Radıyallahü Anhüm).

    * * *

    Gizli Davetin Hız Kazanması

    Hazret-i Ebû Bekir�in de Müslüman olmasıyla îmân ve İslâma gizli davet daha da hız kazandı. İslâma girme bahtiyarlığına erenler, yakınları ve akrabalarıyla da bu bahtiyarlığı paylaşmak istiyorlardı. Onları şirkin ıztırabından, cahiliyyetin çirkin ahlâkından kurtarmak için çırpınıyorlardı.

    Bu konuda da Hazret-i Ebû Bekir�in önde olduğunu görüyoruz. Onun vasıtasıyla gizli davet devresinde İslâmla şareflenenlerden bir kaçı şunlardır: Osman bin Affan, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sa�d bin Ebî Vakkas, Talh bin Ubeydillah (r. anhüm).1

    Bu beş Sahabî de, sonradan Cennetle müjdelenen on Sahabî arasında yer alacaklardır.

    Müslüman erkekler listesine yeni yeni isimler eklenirken, kadınlar arasında da İslâmın nûru günden güne yayılıyordu. İlk Müslüman kadın Hazret-i Hatice�den sonra, henüz o sırada İslâm dâiresine girmemiş buluan Resûlullahın amcası, Hz. Abbas�ın hanımı Ümmü Fazl�ın, Hazret-i Ebû Bekir�in kızı Esmâ�nın ve yine o sırada hidâyete kavuşmamış bulunan Hazret-i Ömer�in kızkardeşi Fâtıma�nın, ilk Müslüman kadınlar arasında yer aldıklarını görüyoruz.

    Artık, İslâma davet iki kanaldan yürütülmektedir. Erkekler erkekler arasında, kadınlar ise hemcinseleri içinde îmân ve İslâm nûrunu yaymaya aşk ve şevk içinde devam etmektedirler. Ancak şunu da belirtelim ki, kadınların îmân cazibesine kendilerini daha çabuk kaptırdıkları da dikkatleri çekiyordu. Bunu, onların çabuk duygulanan ve derhal tesir altında kalan yaratılışları icabı saymak mümkündür.

    Bu arada müşrikler de boş durmuyorlardı. Hidâyet güneşiyle gönüllerini aydınlatanlara hor bakmaya, onlara iftira ve sözlü hakaretlerde bulunmaya başlamışlardı. Ama bunların hiç biri kâinatta en büyük kuvvet olan Allah�a îmân hakikatını kalblerine nakşetmiş bulunan bu Saâdet Asrının mes�ud insanlarını korkutamıyor, davâsından geri çeviremiyor, hatta en ufak bir tereddüde düşüremiyordu. İnsanların tehdit ve korkutmaları; Allah�a olan îmân ve Ondan korkmanın yanında, rüzgârın önünde bir toz, sel önünde bir çöp gibi zâif ve dayanıksız kalıyordu.

  6. rasim gel said

    Çok güzel bir yazı teşekkürler…

  7. Fİlm oyun program hepsi burda said

    bu belgeseller ile bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler.Allah razı olsun

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: